“–İsteme! Ancak istemek zorunda kalırsan, hiç olmazsa sâlihlerden iste!”

Allah dostları; zâlim, fâsık ve kâfirlerin hayat tarzlarına özenmek bir yana, onlardangelecek bir iyiliğe bile muhâtap olmaktan sakınmışlardır.
Zira insan, ihsâna mağluptur.

Gönülde, iyiliği görülen kimselere karşı bir yakınlık ve meclûbiyet hissi filizlenir. Bu yüzden bir zarûret olup da ihtiyacını arz etmek gerektiğinde, sâlih kimselere mürâcaat etmeli, nâmerde muhtaç olmaktan Allâh’a sığınmalıdır.

Nitekim ihtiyacı için başkalarından bir şey isteyip isteyemeyeceğini soran bir sahâbîye Peygamber Efendimiz :

“–Hayır, isteme! Ancak istemek zorunda kalırsan, hiç olmazsa sâlihlerden iste!” buyurmuşlardır. (Ebû Dâvud, Zekât, 28)

Bu hususta Firavun’un sihirbazlarının hâli de çok ibretli bir misaldir.

Firavun’dan evvelâ izzet ve îtibar gören sihirbazlar, şâhid oldukları mûcizeler sebebiyle îmân ettiler. Firavun, onların bu hâli karşısında öfkeden deliye döndü; ölüm tehditleri yağdırmaya başladı. Sihirbazlar ise îman asâlet ve metânetle dik durdular, bâtıl karşısında boyun eğmediler.

Sihirbazlar, “–Senin zulmün dünyaya âittir, sen dilediğin gibi hükmedebilirsin, biz nasıl olsa Rabbimize döndürüleceğiz.” diyerek Firavun’a meydan okudular.
Elleri ve ayakları çaprazlama kesilip hurma dallarına asılmadan önce de, beşerî bir acziyet göstermemek için ellerini semâya kaldırarak:

“…Yâ Rabbî! Üzerimize sabır yağdır (ki îmanda zaafa düşmeyelim), canımızı Müslüman olarak al!” (el-A’râf, 126) duâsıyla Cenâb-ı Hakk’a ilticâ ettiler. Ardından da şehîden Rab’lerine kavuştular.

Bir Cevap Yazın

Araç çubuğuna atla