Geylani Hazretlerinin Keramet ve Gavs-ı Azam’lığı

Evliyalar Sultanı, Sultan Abdülkadir Geylani Hazretlerinin kerametleri saymakla ve anlatmakla bitmese de burada en azından bir kaçına değinmiş olacağız.

Bir gün, Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri, bir mahalleden geçerken bir müslümanla bir hıristiyanın münakaşa ettiklerini gördü. Sebebini sordu. Müslüman:
“Bu hıristiyan, ‘Bizim peygamberimiz sizin peygamberinizden üstündür.’ diyor, ben ise bizim peygamberimizin üstün olduğunu söylüyorum.” dedi. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri, hıristiyana: “İsa (as)’ın, Hz. Muhammed (asv) Efendimiz’den üstün olduğunu hangi delille isbat ediyorsun?” buyurdu.
Hıristiyan: “Bizim peygamberimiz ölüyü diriltirdi.” dedi. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri: “Ben peygamber değilim, sadece Peygamberimiz Hz. Muhammed (asv)’a uyan bir müslümanım. Eğer ölüyü diriltirsem, Peygamber Efendimiz (asv)’a inanır mısın?” buyurdu. Hıristiyan: “İnanırım.” dedi. Abdülkâdir Geylânî Hazretleri: “Bana harab olmuş, eski bir kabir göster ve Peygamberimizin (a.s.v) üstünlüğünü gör.” buyurdu. Eski bir kabir gösterdi. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri,  kabre döndü ve: “Allah’ın izni ile kalk.” buyurdu. Kabir açıldı ve ölü dirilmiş olarak kabirden çıktı. Hıristiyan bu kerameti görünce, Peygamberimizin (asv) üstünlüğünü ikrar edip, Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin, elinde müslüman oldu.

Vefatından sonra bile manevi tasarrufu devam eden dört büyük zattan, (Hayat bin Kays, Ma’rûf-ı Kerhî, Ukayl İbni Müncibî) biri olan Şah-ı Geylani, en büyük yardım edici, imdada koşan manasına gelen “Gavs-ı A’zam” olarak meşhur olmuştur.

Gavs-ı A’zam’ın en çok imdadına yetiştiği, tasarruf ettiği zatlardan biri Bedîüzzaman Hazretleridir. Üstadımız, üstadı Abdulkadir-i Geylânî Hazretlerinin kendine yaptığı binler himmetlerden birini şöyle anlatır: “Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemiz ve etrafında, ahali Nakşî Tarikatında idiler. Oraca meşhur Gavs-ı Hîzan namiyle bir zattan istimdad ediyorlardı, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak “[highlight]Yâ Gavs-ı Geylanî[/highlight]” derdim. Çocukluk itibariyle elimden  ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa, “Yâ Şeyh! Sana bir fatiha, sen benim bu şeyimi buldur.” derdim acibdir ve yemin ediyorum, bin def’a böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasiyle imdadıma yetişmiştir. Onun için bütün hayatımda umumiyetle fâtiha ve ezkâr ne kadar okumuş isem, Zât-ı Risaletten (asm) sonra Şeyh-i Geylânî’ye hediye ediyordum.” (Sikke-i Tasdik-i gaybî, s. 145)

Dört büyük kutuptan, (Seyyid Ahmed Bedevi, Seyyid İbrahim Desûkî, Seyyid Ahmed Rufâî) biri olan Abdulkadir-i Geylânî Hazretleri, kutbiyet, ferdiyet ve gavsiyet gibi bütün manevi makamları kendisinde cem etmiştir. Hiçbir şahsı merci yapmadan, doğrudan doğruya Kur’ân-ı Azimüşşan’dan ders almıştır. “Ferdiyet” denilen ve çok az kişinin mazhar olduğu bu ihsan-ı İlahiye’ye asrımızda, Kur’ân-ı Kerîm’in i’cazlı tefsiri olan Risâle-i Nur ve onun müellifi mazhar olmuştur.

Gavs-ı Azam’ın en önemli hususiyetlerinden birisi de gaybdan, özellikle istikbalden haberler vermesidir. Allah’ın bildirmesiyle, bazı vakitlerde mazi ve müstakbeli hazır zaman gibi müşahede etmiş, Kur’ân ve iman hizmetinde bulunanlara müjdeli haberler vermiştir. Şah-ı Geylânî gaybten haber verdiği manzum bir eserinde, kendinden dokuzyüz sene sonrasına bakıyor. Ahirzamanda gelecek olan Bedîüzzaman Hazretlerine ve talebelerine açık bir şekilde ve ismen işaret ediyor. Mecmuatü’l-Ahzâb adlı eserin birinci cildinin 562. sayfasındaki bölümlerde, ilgili bilgiler mevcuttur. Bu işaretlerden bazıları şunlardır:

“Ondördüncü asırda “El-Kürdî” lâkabiyle yâdedilen Molla Said, benim müridimdir. O fitne ve belâ asrının her şer ve fitnesinden, Allah’ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle onun muhafızıyım.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 153)

Gavs-ı Azam, asırlar ötesinden verdiği haberlerle, hem Bedîüzzaman’la, hem de Risâle-i Nurla alakadar olduğunu göstermiştir. Ehl-i zındıkanın bütün takibat, tazyik, işkence, hapis gibi baskı ve engellemelerine rağmen Üstad Bedîüzzaman ve talebeleri, Cenâb-ı Hakk’ın inayeti ile muvaffak olması, Gavs-ı Azam’ın (k.) Risâle-i Nur ve müellifi Bedîüzzaman Hazretleriyle ilgili kerametlerini teyid etmektedir.

Risâle-i Nur talebelerini, hârika keramet-i gaybiyesiyle himâyetkârane teselli edip, hizmetlerini manen alkışlayan Hazret-i Gavs-ı A’zam Abdulkadir-i Geylânî (ks) heybetli  bir zat idi. Az konuşur, çok sükût eder, konuştuğunda gâyet câzib, açık ve net konuşurdu. Şahsı için kızmaz ancak  “din” husûsunda aslâ tâviz vermezdi. Misafirsiz gece geçirmezdi. Zayıflara yardım eder, fakirleri doyururdu. İsteyeni geri çevirmez, iki elbisesi varsa, mutlaka birini isteyene verirdi. Yanında oturanlarda; “Ondan daha kerîm ve lütufkâr kimse olamaz.” kanâati hâkim olurdu. Sevdiklerinden biri gurbete çıksa, ondan haber sorar, sevgi ve alâkasını muhâfaza ederdi. Kendisine kötü davrananları affederdi. Kötülüklere dalmış çok kimse, hırsız ve eşkıyâ onun vâsıtasıyla tövbe etti. Köleleri satın alıp, âzâd ederdi. Verdiği sözü tutar, kimseye karşı kötülük düşünmezdi. Onu gören tesiri altında kalır, mübârek biri olduğunu hisseder, kalbi katı ise, yumuşardı.

Baz-ül-eşheb ferd-i ferîd-i deveran, Gavs-ı A’zam Cenâb-ı Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri, uzun ve verimli geçen bir hayatın sonunda ağır bir hastalığa yakalandı ve  561′de (1165) Bağdat’ta  “Allahümme refîk al a’lâ.” deyip; “Size geliyorum, size geliyorum” buyurarak habibine kavuştu. Allah şefaatine nail olanlardan eylesin.

Bir Cevap Yazın

Araç çubuğuna atla